×

Bilgilendirme!

Söz konusu bilgiler kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.

Vücutta insülin hormonunun eksik kalması sonucu oluşan şeker hastalığına Tip 1 diyabet adı verilmektedir. Tip 1 diyabet rahatsızlığı her yaşta her cinsiyette görülebildiği gibi genel olarak çocukluk veya ergenlik döneminde çok daha fazla karşılaşılan bir durumdur. Tip 1 diyabeti ile küçük yaşta oldukça sık karşılaşılmaktadır. Ondan dolayı juvenil diyabet ismi de verilmiştir. Ülkemizde yapılan son çalışmalarda diyabet kategorisinde yer alan hastaların 4 milyonun üzerinde olduğu tespit edilmiştir. Bu hastaların yaklaşık olarak %10’u yani 400.000 kişi bu tip diyabet hastasıdır.

Hayatımızı devam ettirebilmek için enerjiye ihtiyaç duyarız. İhtiyaç duyduğumuz bu enerji, vücudumuzda aldığımız gıdalardan karşılanmaktadır. Karbonhidrat, protein ve yağ gruplarından elde edilen bu enerji hücreler içerisine geçiş yapabilmek için olabilecek en küçük yapı taşlarına kadar parçalanır. Burada söz konusu olan en küçük yapı taşı glikozdur. Glikoz genel olarak basit şeker anlamı taşımaktadır. Glikoz bütün organlarımız için oldukça önemli bir enerji kaynağıdır. En çokta beynimizin kullandığı bu enerji kaynağı pankreas bezinden salgılanan bir hormon sayesinde kullanılmaya başlar. Vücudumuzdaki yeri tam olarak midenin arka kısmında olan Pankreas Bezinin görevi vücudumuz için gerekli olan hormonları üretmektir. Bu hormonlar içerisinde önemli bir görevi olan İnsülin hormonu vücudumuzun ihtiyaç duyduğu enerjiyi kullanabilmek için kanda dolaşan glikozların hücre içerisine alınabilmesini sağlar.

Buradan da anlaşılacağı gibi insülin hormonunun üretilememesi vücudun enerji kaynağı açısından oldukça sıkıntılı bir durumdur. Böyle bir sorun oluştuğunda vücudumuza ne kadar gıda alımı yaparsak yapalım ortaya çıkan glikozu hücreler enerji olarak kullanamayacaktır. Bu da çeşitli sorunları beraberinde getirecektir. Bu sorunlardan en önemlisi de şeker hastalığıdır.

Tip 1 Diyabetin Belirtileri Nelerdir?

Tip 1 diyabet hastalığı hızlı ve ani bir başlangıç ile kendini gösterir. Hastalığın erken dönemlerinde ortaya çıkan bir çok belirti yer almaktadır. Bunlar; çok su içme isteği, ağızda kuruluk, normalden fazla idrara çıkma, ani kilo kaybı, gece idrara çıkmak için uyanmak, konsantre olmada güçlük, sinirlilik hali ve bulanık görme gibi semptomlardır. Gerekli önlemlerin alınabilmesi için erken teşhis ve tedavi büyük önem taşımaktadır. Çünkü, bu hastalığa sahip kişilerde ağızda aseton kokusu ile birlikte ortaya çıkan diyabetik ketasidoz durumu ve şeker komasına kadar giden ciddi bir sonuç doğurabilir.

Tip 1 Diyabet Hastaları Neden Metabolik Cerrahiden Fayda Görmez?

Diyabet hastaları genel anlamda gruplanmış olsa da bu hastalar kendi içerisinde de kategorilere ayrılmaktadır. Tip 1 diyabet hastaları, Tip 2 diyabet hastaları ve bunlarla birlikte son dönemde literatüre giren Tip 1,5 diye isimlendirilen farklı bir grup diyabet hastalarıdır. Genel olarak sorun kandaki şeker seviyesi olarak belirlense de her grubun tedavi yöntemleri ve sıkıntıları farklıdır. Tabii ki, bu sıkıntılar için önerilen çözüm önerilerinde de farklılık görülmektedir. Son dönemlerde şeker hastalığı için umut vaat eden gelişmelerden biri de metabolik cerrahi uygulamalarıdır. Ancak, bu uygulama her kategorideki diyabet hastaları için umut vadeden bir gelişme değildir maalesef.  Çünkü metabolik cerrahi uygulamaları sadece Tip 2 diyabet hastalarında, bazı MODY hastalarında ve hamilelik diyabeti yaşayan hastalarda başarılı sonuçlar vermektedir. Lakin bu hastalarda bile insülin rezervi ve aktivitesinin varlığı önemlidir. Yeterli rezerv ve aktivitesi olmayan hastalar bu ameliyatları olamazlar.

Metabolik cerrahi uygulamalarının, Tip 1 diyabet hastalarında herhangi bir olumlu sonuca sebebiyet vermemesinin nedeni bu uygulamanın vücutta bulunan insülinin kullanılır hale getirilmesini sağlamasıdır. Tip 1 diyabet hastalarının vücudunda bilindiği üzere insülin hiç bulunmamaktadır. Bazı durumlarda az miktarda bulunsa bile bulunan bu insülinin kullanımı gerçekleşmemektedir. Böyle bir durum söz konusu olduğundan metabolik cerrahi uygulamaları Tip 1 hastaları için kullanılabilen işlemler değildir.

Metabolik cerrahi yöntemleri her ne kadar Tip 1 diyabet hastaları için kullanılmasa da bu kategorideki hastalar için uygulanabilecek farklı tedavi yöntemleri vardır. Yani Tıp dünyasında Tip 1 diyabet hastaları da çözümsüz değildir.

Bu sağlık sorunlarının yaşanmasında, özellikle de şeker hastalığının günümüzdeki seviyesine gelmesinde modern çağ insanlarının yani bizlerinde payı büyüktür. Belki bu noktaya nasıl geldiğimizi anlayamadık ama son dönemlerde yaşanan hızlı gelişmelere, sanayi ve endüstriyel metropol hayatına gerekli uyumu sağlayamadık. Aldığımız gıdaların içerikleri her geçen gün daha da farklılaştı ve bu bizim fark edemeyeceğimiz bir hızla oldu. Günlük hayatımızın çok hızlı bir şekilde seyretmesi bizleri rafine gıdalar tüketmeye zorunlu hale getirdi ve biz bu gıdaların oldukça pratik olmasından dolayı hayatımızı nasıl mahvettiğini pek de anlayamadık. Rafine gıdalar ince bağırsakta ilerlerken orta kısma geldiklerinde ciddi şekilde sindirilmiş olurlar. Geriye kalan besin içeriği ise neredeyse tamamen boşanmış bir posa halindedir. İnce bağırsağın yapısı incelendiğinde başlangıç bölümünde insülin direnç hormonları yer almaktadır. Son bölümünde ise insülin duyarlılığını gerçekleştiren hormonların salgılandığı bölüm bulunur. Rafine gıdalar henüz ince bağırsağın orta kısmında iken sindirilme adına gerekli işlemleri tamamlamış olduğundan, bağırsağın son kısmına ilerlediğinde içerik bakımından neredeyse sıfırlanmış olur.

Bu durumda ince bağırsağın son bölümünde görevini yapmak için bekleyen insülin duyarlılık hormonlarının çok da fazla çalışmasına gerek kalmaz. Olması gerekenden az çalışan hormonlar, belli bir süre sonra tembelleşir ve çalışamaz hale gelir. “Çalışan demir ışıldar” sözünün hormonlarımızdaki karşılığını da burada görmüş oluyoruz. Metabolik cerrahi tam olarak bu aşama ile ilgilenmektedir işte. Ameliyat sırasında ince bağırsağın başlangıç bölümünde yer alan kısım ile son kısımda bulunan parça yer değiştirilerek insülin duyarlılık hormonlarının yeniden çalışabilir, aktif hale gelmesi sağlanmaktadır. Bu sayede bulunan çözüm yolu yine vücudumuzda olması gereken rutin eşliğinde ilerlediğinde diyabet hastalarını, özellikle de Tip 2 kategorisindeki hastaları mutlu eden bir gelişme olmaktadır.